Skip to content

sevgi yoksunluğu

Ocak 12, 2011

” Sevgi yoksunluğu mu? O da ne demek?”

“Çok sevdiği bir şeyi kaybedince, onun yerine birini ya da birşeyi koyma dürtüsü. Zararsız bir hastalık gibi görünüyorsa da, başımıza, özellikle babamın başına epeyce dertler açtı.”

Yarım Kalan Yürüyüş – Mehmet Eroğlu – 105

AKIL YETMEZLİĞİ

Ocak 12, 2011

“Kafanı toplamalısın artık” Elinde, avcunun içinde ne kalmış, bakıyorsun parmaklarını iyice gerip açarak, bir yıldız gibi… İşe yarar belki. Evinin sıradanlığında gözlerini kapatıp, sadece kulaklarının duyduğu çığlığınla, uzaklaşmak.

Açık olan televizyondaki ses, evin boşluklarını sarıp, çağırdı onu dalgınlığından. Filmlerdeki, kararsız açılıp, sessizce kapanan kapıların sesini duyar gibi oldu. “Biri çıkıp, gitti”. Biri olsa da, olmasa da yalnızdı.

Yoktu, yazar bile, yazan bile…

kılavuz

Ocak 10, 2011

” Sözleri canlı, istekli bir kahkahanın içinde kayboluyor. Oturduğum yerde kımıldıyorum. Ona katılabilsem.  O, gülmenin ustasıdır, kılavuzluğuna inanabilirim.”

Yarım Kalan Yürüyüş – Mehmet Eroğlu – 73

düşündüm de…

Kasım 21, 2010

 

Önemsediğimiz işler, çok değer verdiğimiz kişiler, sevdiklerimiz  ya da alışkanlıklarımız  gün gelir de eksikliklerimiz, yetişemediklerimiz, yetiştiremediklerimiz haline gelirse ne olur diye düşünün. 

Düşündüm de, şimdi bir araya ihtiyacım var.

Okuması bol, ziyafetlerle dolu günler dileklerimle…

KASTAMONU MUTFAĞI’ NDAN…

Ekim 27, 2010

Uzun süredir yazamıyorum. Umarım enfes yemekler pişiriyorsunuzdur ve kalabalık sofralarda neşeli sohbetler eşliğinde kapışılarak yeniliyorlardır…

Çok sevdiğiniz arkadaşınızdan bir mail almışsınız ve fotoğrafına bile bakarken iştahınızı kabartan, kendisini merak ettiren Kastamonu’ na özgü bir yemek tarifi içinde. Üstelik gelirsen annem sana da yapar demiş, bu söz üzerine durulmaz aslında buralarda. Uzun süredir özlediğin bir şehre gitmeli, kimse tutmamalı seni…

ve Kastamonu’ nun meşhur  kadın parmağı mantarından yapılan  bu yemeğin tarifi çok basit aslında :

“1 -2 biber
1 ufak soğan
yağda pembeleştikten sonra mantarlar atılır
kavrulunca üzerine dövülmüş ceviz dökülerek karıştırılır

Ülkü öyle diyor…

Çok teşekkürler…

bulutlar eşlik etse…

Ağustos 8, 2010

hüzün

Hastalık sabretmeyi öğretebilseydi. Sadece bunu diliyorum. Gerçek olsa, bulutlar eşlik etse… yalnızlık…

İlk hissettiğimde, göz ardı ettim, hatta iyiydi de. Ne zamandır çok yakar oldu. Artık korkum oldu. Hiç rahat bırakmıyor hem de… Adım atmayı bırakıp, geriye döndüğünde, gözlerinin içine bakabilmeli.

Yine aynı hüzün. Hastane odası, geniş camdan dingin geçen bulutlar ve yalnızlığı çağıran sessizlik.

Hüzün hiç kesilmiyor orda. “Ayrılmıyorsa senden, suç senindir” dediler, suçlandın işte. Biri daha eksildi bu sözlerle. Korkular yaşlandıkça artıyor, bundan kuşkum yok. Alışıyorsun, endişeye dönüşüyorlar. Endişelerse hüznünü besliyor kesintisiz. Yalnızlık kendinden korkmanı sağlıyor bir tek. Annen de giderse…

endişe

Sürdürmeye çalıştığım bir oyun: Kelimelerin anlamlarını kendime kanıtlayarak varolma çabamı sürdürüyorum.

Onunla uyanıyorum sabaha. Bugünü ayrı kılmaya yarayacak detaylara takılıyorum. Çok sevilmiş bir kedinin doyurulması, yazılacak üç beş kağıt, tüm gün avlanacak küçük zaferler.

telaş

İnsanın kendini kandırması endişeyi sonsuz kılıyor. Derinleşiyor endişe kuyusu her geçen gün. Diplere iniliyor hayatla…

Telaş nerede başladı, ne zaman bitti? Sürmemesi gerek, tükeniyor çünkü duygular ilk önce, düşüncelere karışarak eriyor. Sonra aşklar, her sırası gelen. Fikirler gayelerle çarpışarak dağılıyorlar. İnsan amacıyla amaçsızca tükeniyor. Yalnızlık bu kalabalığın her köşe başında.

tükeniş

Yazar pes etti. Komada yatan yaşlı annesini hastanede bekleyeni, öldüğü gün yatağında uyuduğu Memnune teyzeyi, aklı eksiği, hiç kimseyi anlatmaya çalışmayacak. Bakmayı bırakmak istiyor.

Hüzün yanıyor yüzünde şimdi, suçluluk duygusu ciğerlerinde. Sevdiklerini kaybetmek, nasıl bir beceriksizliktir bu, titreyen ellerine dolanmış.  

Daha da unutmak gerekecek

herkes layığını bulur

Ağustos 8, 2010

“Sizin okuyarak geçirdiğiniz saatlerde başkaları yaşıyordur. Bu çelişki özellikle yazarları düşündüğümde hep çok güldürmüştür beni. Adam masasının başına oturur ve hiç yaşamadığı tutkulu bir aşkı yazar. Müthiş bir soygunu, soluk kesen bir casusluk hikayesini. Başka birilerinin yaşayıp da yazmaya zaman bulamadıklarını. Bu durum adaletsiz bir iş bölümü gibi görünse de, “herkes layığını bulur” diyerek özetlemek daha doğru olur aslında.”

Geceye Uyananlar- Cahide Birgül – 38